|
|
Tarih : 13.09.2008 13:20:20 |
|
| 1998 yazinin ilik bir aksaminda Zeytinburnu belediye parkindaki yaz senliklerinde "salak kovboy-johny west "parodisini bitirmis sahne diye kullandigimiz |
|
| |
1998 yazinin ilik bir aksaminda Zeytinburnu belediye parkindaki yaz senliklerinde "salak kovboy-johny west "parodisini bitirmis sahne diye kullandigimiz platformun arkasinda agaçlarin dibinde tahta görünümlü beton banklardan birinde çayimi yudumluyordum belimdeki kemerin bir tarafinda kuru-siki tabancam diger tarafinda cep telefonum takiliydi (parodi sirasinda cep telefonum çaliyor ben yanlislikla tabancayi kulagima götürüyordum
düello sirasindada tam tersi oluyordu tabanca yerine cep telefonumla ates etmeye kalkiyordum )
Telefonum çaldiginda bir an gerçekten sasirmis ve tabancaya hamle etmistim sonra artik gerçek hayatta oldugumu hatirlayarak telefonumu açtigimda ajansimdan arandigimi gördüm ajanstan gelen telefon is demekti bir sinema filminde veya televizyon dizisinde rol demekti
yeni heyecanlar yeni umutlar demekti .Bir sinema filmi çekilecekti önemli rollerden biri için görüsmeye gidecektim Dumlupinar deniz altinda sehit olan subaylardan biriydi bu görüsme ertesi gün saat 12:00 16:00 arasindaydi bütün bilgi bu kadardi
O gece gözüme uyku girmedi "Dumlupinar kelimesi çok asinaydi ama gerçek öyküsünü bilmiyordum sabaha kadar türlü senaryolar yazip çesit çesit subay rolleri oynadim kurtulus savasinda düsman atesiyle batan bir deniz alti kurguluyordum hep kahramanca savasiyor ve isabet alan deniz altida arkadaslarimi kurtarmaya çalisiyordum son ana kadar gemimi terketmiyor onunla birlikte sulara gömülüyordum (gerçek hikâyeyi sonradan ögrendim)
sabahin ilk isiklariyla hiç uyuyamadigim yataktan kalkip dogruca banyodaki büyük aynanin
karsisina geçtim bir subaya ne kadar benzedigimi görmek istiyordum yüzümde iki günlük sakal vardi saçlarimda oldukça uzundu biyiklarim yoktu büyük bir ihtimalle takma biyik kullanacaklardi o döneme ait resimlerde subaylar hep biyikli görünüyordu
alelacele bir bardak çay içip bir kaç lokma atistirdiktan sonra dogruca berberim selmana gittim selman yesilçam dönemlerinde bir çok sinema filminde çesitli rollerde oynamisti ona subay trasi demem yetiyordu subay trasimi olup sakallardanda kurtulduktan sonra eve döndüm sira kiyafetimdeydi yesil renkli çift cepli apoletli bir gömlegim vardi onu giydim altinada bej renkli boru paça spor pantolonumu geçirdim belime kalin kemerimi takip ayagima siyah rugan ayakkabilarimi giydim ve aynaya baktim görüntü oldukça iyiydi
Taksim siraselvilerdeki adreste tarihi bir binanin yüksek oda kapindan içeri alindigimda
beni sanirim 4-5 kisi karsiladi kendimi tanitip el sikisirken aralarindan biri-"ismail türe geldi” dedi.
ben önce adimi yanlis anladilar zannettim, fakat düzeltmeye de kalkmadim bakislarinda memnuniyet konusmalarinda samimiyet vardi rahatlamistim küçük bir odaydi duvarlarda denizalti ve asker resimleri masanin ve sehpanin üzerinde eski bir sürü gazete ve dergi vardi hepsinin de kapaklarinda "Dumlupinar "yazisi ve denizalti resimleri hemen göze çarpiyordu çaylarimiz gelene kadar bana Dumlupinarim öyküsünü anlattilar ve ismail türeyi
__"yasiniz kaç diye sordu aralarinda biri
__"44 dedim
__"ismail türe daha genç ama fizigin uygun saçlarinizi siyaha boyatabilir misiniz?"
__"elbette dedim kararli bir sesle ne gerekirse yaparim"
__"güzel dedi bir baskasi
__"peki yüzme bilir misiniz?
__"bilirim dedim
__"çok iyi bilmeniz gerek dedi ayni kisi "bogulma sahneleri var çok iyi bilmezseniz gerçekten bogulursunuz ona göre"
__"benden Çanakkale Bogazini yüzerek geçmemi istemicesiniz herhalde dedim sitemkar bir sesle gülüstüler
__"yok canim diye gönlümü aldi biri biliyorsaniz mesele yok "
bana kalin bir kitap uzattilar onunda üzerinde Dumlupinar yaziyordu gemiye ve personele ait bilgiler vardi gemi komutanindan baslayarak her sayfaya bir subayin adi verilmisti hemen altinda bir fotografi dogum tarihi ve ailevi bilgileri vardi
ve "ismail türe"sayfasi muhaberat subayi yuvarlak hatli ince biyikli saf temiz bakisli bir genç biraz önce benden istedikleri vesikalik fotografimda hemen yanina zimbalanmisti o andan itibaren ismail türeydim artik
adresimi ve telefon numarami verip oradan ayrildim çok yakinda beni arayacaklarini ve heran hazir olmami söylediler bir sponsor problemi vardi ayrica Türk silahli kuvvetlerinden alinacak çekim izinleri ve kültür bakanligindan beklenen katki islemleri için zamana gereksinim duyuyorlardi benim içinse beklemekten baska çare yoktu bekledim
arada bir telefon açip projenin durumunu soruyor adres degistirdikçe yeni adresimi bildiriyordum günler aylar yillar geçtikçe umutlarim kayboluyor yinede basinda "Dumlupinar filme aliniyor " Dumlupinar beyaz perdede gibi haberlere rastladikça büyük bir heyecanla sirketi arayip bilgi aliyordum cevap hep ayniydi
__"proje beklemede vazgeçmedik hazir olun
simdi 54 yasindayim saçlarimdaki beyazlar çogaldi birazda kilo aldim aynaya her bakisimda "ismail türe yaslaniyor beyler biraz acele edin diye bagirasim geliyor
not:dumlupinar denizaltisi 4 nisan 1953 tarihinde Isveç bandirali noboland silebiyle çarpisarak Çanakkale bogazinda naraburnu açiklarinda batmistir